Türk tiyatrosunun usta ismi Tilbe Saran: Yıldız Kenter üzerimize peri tozu serpti
Zeynep Bilgehan ~ Hürriyet / 20 Eylül 2026

1- Sonbaharla şehirde perdeler açılıyor, sahneler doluyor…
İstanbul Kültür Sanat Vakfı (İKSV) tarafından düzenlenen İstanbul Tiyatro Festivali de 30. kez perdelerini açmaya hazırlanıyor. Festivalin Onur Ödülü oyuncu Tilbe Saran’a verildi. Geçen hafta düzenlenen törende Saran şunları söyledi: “İçimde kelebekler uçuştu ve o kelebekler nice anıyı zihnime çağırıverdi; belleğimin denizinde hayatımın akışını değiştiren oyunlar, oyuncular, mekânlar, sesler su üzerine çıktı.” Tilbe Hanım’ı tören sonrası yakalayıp belleğindeki anılar denizinde bizi de bir yolculuğa çıkarmasını istedik… Söze, “Her ödül aslında insana bir sorumluluk yüklüyor; gerçekten hak ettiğime inanmak ve daha iyisi için çalışmaya devam etmek istiyorum” diye başladı.
SAHNEYİ KAZANMIŞ BİR İSİM
Tiyatro hayatında neredeyse 40 yılı geride bırakan Tilbe Saran, sahneye doğmuş değil sahneyi kazanmış bir isim… Ankaralı bir anne ile İstanbullu bir babanın tek kızı olarak İstanbul’da dünyaya geliyor. Annesi Nephan Saran, Ankara Üniversitesi’nde hukuk okuyor. 1950’li yıllarda devlet bursuyla Amerika’ya gidip suça itilmiş çocuklar üzerine çalışıyor. Dönüşte İstanbul Üniversitesi Antropoloji Bölümü’nün kurucularından oluyor. Dedesi ve babası da hukukçu. Anne de baba da yoğun çalışıyor. Saran’ın çocukluğu Teşvikiye’de bir apartman dairesinde anneannesi ve onun sık sık ziyarete gelen üç kız kardeşiyle geçiyor.
2- İLK OYUN DÖRT YAŞINDA
Saran, “Ağırlıklı kadın nüfusunun olduğu bir evdi” diye anlatıyor: “Önceleri tek çocuk olduğum için üzülürdüm. Annem çok yoğun çalıştığından pek evde olmazdı. Çocukluğumu hep biraz hüzünlü hatırlıyorum çünkü yalnızdım; sessiz, yaşıtımın olmadığı bir apartmandaydım. Kendi kendime oyunlar oynardım, parmaklarımı boyar, karakterler yaratırdım.” Bu yalnızlık yuvaya başladığında bitiyor; hem gerçek arkadaş ediniyor hem de çok seveceği bir oyuncakla tanışıyor, kuklalar! Öyle ki öğretmenleri onu ‘Biraz başkaları da oynayabilsin, sen gösterilerini belli günlerde yap’ diye uyarmak zorunda kalıyor. Dört küçük dostuyla oyunlar tertip ediyor, gösterileri için bilet satıyorlar.
3- MADAM RİTA’YLA YOLUMU BULDUM
Tilbe Hanım, “Saint Benoit Lisesi’nde Fransızca öğretmenimiz Madam Rita yolumu bulmama sebep oldu” diye devam ediyor: “Bizi her fırsatta tiyatro ve operaya götürürdü. Lise son sınıfta bir oyun yapılacaktı. Tiyatro ekibinin başındaki hoca, Kenter Tiyatrosu’nun da müdürüydü. Bize Kenter sahnesini açtı. Bir sefer ‘İçeride prova var, balkonda bekleyin’ dediler. Karanlıkta sahneye ışık gibi inen, oradan oraya uçar gibi koşarak gidip gelen güzel kızıl kahve saçlı biri çıktı. Arkadan gördüğümüz bu kişi Yıldız (Kenter) Hoca’ydı. Büyülendik! Hepimiz tiyatrocu olmaya karar verip konservatuvar sınavına girdik. Yıldız Hoca üzerimize peri tozu serpti.”
4- ANNEM TİYATROCU OLMAMI İSTEMEDİ
Bir sorun vardı; ailesi tiyatrocu olmasını istemiyordu: “Ben okulun Fransız bursuna adaydım; bir yandan onun sınavına hazırlanıyordum. Sonra burs yalan oldu (gülüyor). Aslında annem benden daha yetenekli bir oyuncu olabilirmiş; lise öğrencisiyken sergiledikleri bir oyunu konservatuvar kurucusu Carl Ebert seyretmiş ve ona davet mektubu göndermiş ama asker olan dedem, ‘Benim kızım bilim yapacak’ demiş. Tiyatro annemin içinde ukde olarak kalmış. Beni de ‘Zor bir hayat’ diye uyardı. Belediye Konservatuvarı o zaman henüz üniversite değildi. Üniversite okumayacak olmam da bir üniversite hocası olarak onu panikletti.”
5- BİNLERCE FARKLI DÜNYA
Saran yılmıyor; ‘İkisini de yaparım!” diyerek 1980 yılında hem konservatuvara hem de İstanbul Üniversitesi Sanat Tarihi Bölümü’ne giriyor. Ancak tiyatro tutkusu içine yerleşmiş: “Daha üçüncü sınıfa gelmeden dersleri yaydım çünkü ömrüm konservatuvarda geçiyordu. Yıllar sonra Şehir Tiyatrosu’ndan istifa ettiğim gün okula yeniden kaydolup bölümü bitirdim.” Tiyatronun en çok nesi onu büyülemiş? Yanıtı: “Her şeyi! Oyunu okumak, oyunun geçtiği yeri, zamanı, karakterleri anlamak için çeşitli konuları öğrenmeye çalışmak işin en keyifli taraflarından; bazen felsefe, bazen tarih, bazen astronomi…Ayrıca ekip işi; benim gibi tek çocuklar için kalabalıkla birlikte bir şeyler üretmek müthiş keyifli bir şey.”
6- İLK SAHNEYE ÇIKIŞIM DEPREM GİBİYDİ
İlk sahneye çıkış hikâyesi: “Konservatuvarda üçüncü sınıf öğrencisiydim. Kenter Tiyatrosu’nda ‘Arzu Tramvayı’ oynuyordu. Mehmet Birkiye aradı ve ‘Gül Onat rahatsızlandı, rollerde değişiklik yapacağız. Yıldız Hoca senin devralmanı istiyor ama merak etme Gül’ün rolü değil. Onu metne daha hâkim başka birisi oynayacak’ dedi. Çok heyecanlanarak hemen kabul ettim. Koşarak tiyatroya gittiğimde Mehmet Birkiye, ‘Hoca fikir değiştirdi, Gül’ün rolünü sen oynayacaksın’ dedi. Ben oyunu akşam sanıyorum. Meğer iki saat sonraki matine içinmiş! Devamını hatırlamıyorum (gülüyor); birileri ‘Oradan gir, burada bu lafı söyle’ diyor… Tek hatırladığım o kadar çok titremişim ki sallanan dekorlar sebebiyle etraftakiler deprem oluyor sanmış! Gül Onat iyileşip rolü devraldıktan sonra da hoca beni bırakmadı. Çocuk oyunlarında oynadım. Kenter Tiyatrosunda kalmış oldum.”
SAHNEDE OLDUĞUM HER ANA ŞÜKREDİYORUM
İstikrarlı başarı nasıl olur? Saran, hocası Yıldız Kenter’den öğrendiklerini anlatarak cevaplıyor: “Yıldız Hoca’dan mesleğe dair tabii çok şey öğrendim ama bende en çok yer eden onun disiplini, tutkusu, araştırma arzusu; bir oyunu ezberlerken bir yandan başka oyunlar araması, tiyatroyu ayakta tutma çabasıydı… Bu mesleğe gönül verenleri el üstünde tutardı. Onun elini hep elimde hissettim. En çok şiar edindiğim şey disiplin ve şükür. Sahnede olduğum her ana şükrediyorum.”
TİYATRODA GEÇEN YILLAR
Kenter Tiyatrosu’nda başlayan sahne hayatına Dormen Tiyatrosu’nda devam etti; ‘Hangisi Karısı’ oyunundaki rolüyle ilk ödülünü aldı. 1989-1995 yılları arasında İstanbul Belediyesi Şehir Tiyatroları kadrosunda sahneye çıktı. Saran o yılları, “Sanat yönetmeni Gencay Güründü. Çok büyük yönetmenler ve oyuncularla büyük bir ailenin genç ve heyecanlı üyesi olarak çok güzel bir altı yıl geçirdim. Sonra Şehir Tiyatroları’nın politik rüzgârlardan çok şiddetli etkilendiğini gördüm ve istifa ettim. Sanat tarihi eğitimine döndüm” diye anlatıyor. Tiyatroya 1995’te dönüyor: “Cüneyt Türel ve Işıl Kasapoğlu ile birlikte Aksanat Prodüksiyon Tiyatrosu’nu kurduk ve 10 yıl boyunca yerli yabancı oyunlar yaptık.” Onu sonra nice rollerde izledik.
Tilbe Saran, ‘30. İstanbul Tiyatro Festivali Onur Ödülü’nü geçen hafta düzenlenen törende İKSV Yönetim Kurulu Başkanı Bülent Eczacıbaşı’dan aldı… Saran, “İyi ki bizi başka dünyalarla buluşturan festival var” dedi.
SEVDİĞİNİZ İŞİ YAPINCA IŞILDARSINIZ
‘Yıldız aura’sının sırrı nedir? Yanıtı: “Sır; çalışmak. İnsan hangi meslekte olursa olsun sevdiği işi yaptığında zaten ışıldıyor. Bana doğanın içine karışmak iyi geliyor. Tabii edebiyat, şiir, müzik, sinema olmadan da mutlu olamayacağımı çok iyi biliyorum. İstanbul’un kaosundan uzak, öğrencilerimden yeni şeyler öğrenebileceğim, oyunculuk üzerine kafa yorabileceğim, kalabalık sofralarda, hayaller kurup şarkılar söylenen doğa içinde bir hayat isterdim.”
KAYIP BALIK NEMO’DAN MARILYN MONROE’YA
Tilbe Saran’ın sesi de en az cismi kadar ünlü! Seslendirme sanatçısı olarak kariyeri de tiyatroyla aynı zamanda başlamış: “Okulun hemen ilk senesinde bir kursa yazılıp eğitim almış ve profesyonel seslendirme yapmaya başlamıştım. Önce ufak tefek roller, sonra ilk kez Tunç Okan’ın ‘Cumartesi Cumartesi’ filminde başrol seslendirdim. Uzun yıllar film seslendirdim. Çalışma koşulları keyifsizleşince sadece reklam ve kitap seslendirmeleriyle devam ettim. Çizgi filmlerden Kayıp Balık Nemo ve TRT’deki Marilyn Monroe seslendirmelerim son işlerim oldu.”
RÜZGÂRA DİRENEN MUM IŞIĞI GİBİYİZ
Saran’ın hep esaslı hocaları olmuş: Yıldız Kenter, Mehmet Birkiye, Suat Özturna, Hakan Altıner, Müjdat Gezen, Haldun Dormen … Aradan 40 yıl geçti… Bugün onun da kendi öğrencileri var. Yeni kuşağı nasıl buluyor? Saran, “Bizim öğrenciliğimizde dünya da tiyatro da farklıydı. Umutlu, adanmış bir hayata tanıklık ettik. Oysa artık rüzgâra tutulmuş bir mum ışığı gibi direne direne tiyatro yapmaya çalışıyoruz. Gençler zorluklara rağmen tiyatro yapmakta direniyorlar çünkü seslerini duyurmaya ihtiyaçları var.”
İstanbul Kültür Sanat Vakfı (İKSV) tarafından, Koç Holding Enerji Grubu sponsorluğunda düzenlenen İstanbul Tiyatro Festivali 30. kez perdelerini açacak. Küratörlüğünü Mehmet Birkiye’nin yaptığı 22 Ekim-3 Aralık tarihleri arasındaki festivalde Türkiye’den ve yurtdışından toplam 17 tiyatro, performans ve dans gösterisi sergilenecek.
